Burak's profileSanal Dünyada Şirin Bir ...PhotosBlogListsMore Tools Help

Sanal Dünyada Şirin Bir Kasaba

Burak

Occupation
Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
hi my friend
 
how r u?
 
i hope u ok.
 
bye
 
see u later
Mar. 21
June 14
hi
i'm film
nice to meet u
June 14
October 26

Zamanın Değerini Bilenlere!

 
September 02

BEŞİKTAŞLILIK!!!

Herkese Nasib olmaz BEŞİKTAŞ'lılık !
 
İstemekle olunmuyor BEŞİKTAŞlı,ailende belki kimse değildir,evinde beklide hiç yoktur siyah ve beyaza ait bir renk ama YARADAN seni diğerlerinden ayırmış ayrıcalıklı yaratmıştır,yani sen kutsalsındır senden az ama öz vardır.70 milyonluk ülkende 60 milyonu başka takımı tutar.BEŞİKTAŞlı pırlanta,altın gibidir çok değerlidir,zaten her önüne geleni BEŞİKTAŞLI yapmazlar.Öyle güzel bir renge sahipsindirki,senin rengine ötekiler bile hayranlık duyar.Sen SİYAH kadar ASİL-BEYAZ kadarda TEMİZSİNDİR.Ötekiler bile bu renkler içinde yaşarlar asla sarı-lacivert-kırmızı giyemezler yoktur bu renk kazakları takım elbiseleri,hep seni taklit ederler.Senin çoşkunu gıpta ederler,senin maçına gelmek isterler,kendi stadının yolunu bilmezler MABEDİMİZE ayda bir mutlaka gelirler,dilen söylemezler ama kalben senin büyüklüğünü kabul ederler.Derlerki biz farklıyız ama farklılığı sende görürler,seni sportif başarılar,kaçan şampiyonluklar,8-0 lar bağlamaz sen sevinmek için sevmezsin,yıllar önce rizedende 5 yemişsindir ama sonraki maçın *****a olduğu halde 40 bine oynarsın ve BEŞİKTAŞIM SEN ÇOK YAŞA tezahüratı başlar senin gözlerin dolar SEVİYORUM ULAN der kalbin durduramazsın,bu tezahüratı söylerken sadece BEŞİKTAŞLILARIN gözünden akar yaşlar,sevgisini her an taze tutanların sevdasıdır bu.Görmemişin oğlu çeyrek final oynar ertesi gün naftalinli formalar çıkar piyasalara başarıya endeksli oldukları için.Ama senin hergün üzerindedir sen modasındır SİYAH-BEYAZ-ÖLÜM-YAŞAM polarını gururla taşırsın 3-5-8 yersin fark etmez hergün heryerde ÇARŞI swetleri-bereleri gururla taşınır. O kadar güzeldir ki rengin bakmaya kıyamazsın Ölümle Yaşamı ayırırsın Siyahla Beyazı ayıramazsın. Sen başkaları gibi ŞEREFSİZ birinciliklerle değil ŞEREFLİ ikinciliklerle yaşarsın gurur duyarsın.Sen ŞEREF stadına oturup maç seyretmek için gitmezsin AŞKINLA orada o havayı yaşamaya gidersin,sahada sende oynarsın,hocanın yanında sende varsındır.Sen ayrıcalıklı yaratıldığın için kültürlüsündür,sporu özellikle futbolu iyi bilirsin,konuşmayı,susmayı gerekeni gerektiği yerde yapmayı bilirsin.Öyle alışırsınki bu renge doğumgününde,evlilik yıldönümünde istediğin hediye bellidir.çok mutlu eder seni KARTAL YUVASIndan alınan bir polar-atkı-sweetshirt daha önemli bir şey olamazki yaşam tarzın SİYAH-BEYAZ olmuştur senin,sen gururla taşırsın her zaman, galibiyet ertesine saklamazsın.Dış güçlerle yıldırmaya,durdurmaya çalışırlar seni takımına AMİGOLARINA ceza yağar ama sen yılmazsın AMİGON olmasada başında,ağabeylerin olmasada başında sahip çıkarsın ŞEREF STADına oranın her TUĞLASININ KUTSAL olduğunu bilirsin ayrım yapmazsın açık-kapalı-numaralı.İşte BEŞİKTAŞLILIK böyle bir şeydir,temiz ruhlu ASİL kanlıların YIKILMAZ KALESİDİR,anlatılmaz yaşanır derler ya işte SENİ tarif ederler,biz dedikki BEŞİKTAŞLILIK NEDİR BİLİRMİSİN ama bu sevdayı anlatmaya kelimeler KİFAYETSİZ kalır,dilin çözülür,boğazın düğümlenir,kalbin normalden daha hızlı atmaya başlar,ruhuna işlemiştir artık yapacak birşey yok.İşte bu ruhu taşıyan bütün KARTAL yürekliler şu soruyu hergün kendinize sorun ben ne kadar BEŞİKTAŞLIYIM ve bugün BEŞİKTAŞIM için ne yaptım.Beni soruyorsanız bu yazıyı yazdım yazarkende ağladım,ağlarkende ALLAHa şöyle dua ettim ALLAHım sana sonsuz şükürler olsunki beni BEŞİKTAŞLI yarattın ALLAHIM BEŞİKTAŞIMA ZEVAL VERME.NE MUTLU BEŞİKTAŞLIYIM DİYENE!!!
                                                                                                                                                                                                                                     
ALINTIDIR...
                       karakartalforum...

İŞTE BEŞİKTAŞLILIK BUDUR!!!

İşte Budur Beşiktaşlılık

Doğduğu anda başlar Beşiktaşlının aşkı. Beşiktaşlı, doğduğunda hayatı siyah beyaz görür. Bir bebeğin gözünü açtığında ilk algıladığı renkler siyah beyazdır. Sonra tanır diğer renkleri. Beşiktaşa karşı duyulan aşkta doğumla başlar, işte o yüzden Beşiktaşlı olunmaz, Beşiktaşlı doğulur. Beşiktaşlılık, çocukluğunda mahallede top oynarken kendini Metin, Ali, Feyyaz yapmaktır ya da kapalıda açılan bir pankarta, çocukça akılla yapılan yorumdur. Bir babanın "Yarın ben oğluma ne diyeceğim?" sorusunda gizlidir Beşiktaşlılık. İlk aşkı Beşiktaşla yaşıyan insan, unutamaz ilk aşkını hayatı boyunca. İnsan büyüdükçe aşkıda büyür Beşiktaş'ına. Bu aşk, Beşiktaşa geldiğinde kalbinin kıpır kıpır atmasıdır, bazen Çarşıda yürümektir, bazen de Kazanda delikanlılığa ilk adımdır. Kolkola yürümektir Çarşıdan İnönüye, bazen helal parayı kazanmaktır Köyiçinde. Maç sonrası sonuca bakmaksızın aşkını beklemektir Fulyada, bazen de her şeyi Köyiçinde başlatmaktır inadına.
Rakipleri masa başında kazandıkları şampiyonluk sayılarıyla övünürken, şerefiyle kazandığı ikinciliklerle mutlu olabilmektir, Beşiktaşlılık,
Ulu önderin kulubü sadece bir kere ziyaret etmesiyle övünmeyip, kurtuluş savaşı yıllarında her gün Beşiktaşın antremanlarını izlediğini, gün aşırı kulüp binasını ziyaret ettiğini Beşiktaşa ithafen yazdıklarının kulüp binasının girişinde asılı olduğunu bilip, Atatürk bizim takımı tutuyordu diyenlere gülebilmektir, Beşiktaşlılık,
Ulu önderin kurduğu Cumhuriyete sonuna kadar sahip çıkıp, kendi kendine cumhuriyet kuranlara "Nerede sizin Atatürkçülüğünüz?" diyebilmektir, Beşiktaşlılık,
Halkın takımı olmaktır, Beşiktaşlılık,
Vefalı olmaktır, köy takımına elendikten sonra İnönüdeki ilk maçta stadı doldurup aşkını tazelemektir, Beşiktaşlılık,
Yaratıcı zekasıyla besteleriyle, tezahüratlarıyla, pankartlarıyla diğer takımların kendini bire bir taklit etmesini izlemektir, Beşiktaşlılık,
Rakip takımın taraftarına, dünya yıldızı dediği futbolcusuna, deplasmanda "Korkak Tavuk" dedirtecek zekaya sahip olmaktır, Beşiktaşlılık,
Yıllarca hasreti çekilmiş olan şampiyonluğa çok yaklaşıldığı bir anda takım öndeyken ezeli rakibinden talihsizce gol yiyip şampiyonuğu hediye eden kalecisini, tesislerde dövmek yerine alkışlayıp bağrına basabilmektir, Beşiktaşlılık,
Vefalı taraftar sıfatını Türkiyede başlatan ve hala da taşıyan tek taraftar topluluğu olma gururudur, Beşiktaşlılık,
Siyahla beyazı, ölümle yaşamı ayıran çizgi de bağdaştırmaktır, Beşiktaşlılık
Kulüp başkanının dedikleriyle hareket etmeyip kendi başkanına "O koltuk kutsaldır nasip olmaz herkese" diyebilmektir, Beşiktaşlılık,
Halkın takımı olmanın verdiği gururla, alın teriyle kazanılan parayla dalga geçenlere, "Hepimiz Kapıcıyız" diyip "Silah mı satsaydık?"diye sorabilmektir, Beşiktaşlılık,
Rakipleri masa başında kazandıkları şampiyonlukları ile taktıkları yıldızlarla övünürken, Türkiyede sadece taşıma hakkı kendisine verilen milletimizin uğruna şehit düştüğü ay yıldızımızı gururla taşıdığını bilip, bizim ay yıldızımız yeter diyebilmektir, Beşiktaşlılık,
Takım böyle tutulur diyenlere, ilk kurulan takım olmanın gururuyla bakabilmektir , Beşiktaşlılık,
Tesiste futbolcusunu dövmek yerine, kötü oynayan takımını sahaya arkasını dönerek, maçtan sonra stadı terketmeyip şarkılarla türkülerle protesto etmektir, Beşiktaşlılık
Bir gün herkesi Beşiktaşlı yapmak gibi kompleksli bir düşünce yerine "Beşiktaşlı olmanın ayrıcalığını Beşiktaş ruhuyla yaşayabilmektir", Beşiktaşlılık,
Nihat, Sergen, Metin ,Ali, Feyyaz, Rıza gibi yüzlerce futbolcuyu kendi özkaynak düzeninde yetiştirip Türk futboluna kazandırmaktır, Beşiktaşlılık,
Sportif Başarıların bilincinde olup, mazisiyle övünürken, yıldız savaşı yapan rakiplerine yukarıdaki ahlaki ve etik değerleri sayabilmektir, Beşiktaşlılık,
Bütün bu sayılanları bir cümlede toplayıp, "Beşiktaş Sen Bizim Herşeyimizsin" diyebilmektir, Beşiktaşlılık...
June 21

ŞU ÇILGIN TÜRKLER!!!

!!!YARI FİNALDEYİZ!!!     20/06/2008-CUMA
 
 
 
18d387e5190e4a7aa4206b1932d9e620
 

Terim: "Pes etmeyen futbolcularım olduğu için çok mutluyum"

Avrupa Futbol Şampiyonası'nda çeyrek finale yükselen (A) Milli Futbol Takımı'nda, teknik direktör Fatih Terim, maçtan sonra düzenlediği basın toplantısında, karşılaşmaya iyi başlayamadıklarını, ancak ikinci yarıda yedikleri 2. gol dahil olmak üzere iyi futbol oynadıklarını belirterek, ''Pes etmeyen, maçın hakemin düdüğüyle bittiğini bilen futbolcularım olduğu için çok mutluyum. Biz buraya sonuna kadar gitmeye geldik. Futbolcularım çok önemli bir galibiyet aldılar. Doğru şeyler yaptığımı düşünüyorum. Ben, maçın ilk yarısında 1-0'a razıydım. Devrede bunu çözerim diye düşündüm. 2-0'a kadar benim için, 3-2'den sonra ise rakip takımın hocası için zordu. Ekol olan Çek Cumhuriyeti'ni tarihimizde ilk defa yendiğimiz için çok mutluyum. Futbol enteresan bir oyun. Bizim çocuklar heyecanı seviyor, inancın hiçbir zaman bitmemesi gerektiğini biliyor'' diye konuştu.

Terim, Volkan'ın kırmızı kart görmesine de değinerek, ''Volkan'ın hareketini tasvip etmiyorum. Ama o itmeyle Koller'in de yıkılacağını sanmıyorum. Kendisini profesyonel olarak atınca da yapacak bir şey yok'' yorumunu yaptı.

Fatih Terim, takımda birçok sakat futbolcu olduğunun da altını çizerek, ''Ama eksiklerimizin yerini dolduracak aslanlarımız var'' dedi.
Çeyrek finaldeki rakip Hırvatistan hakkında da yorumda bulunan Terim, ''Şimdi rakibimiz Hırvatistan. Çeyrek finalde baştan sona 90 dakika iyi oynayacağız. Rakibin oyununu değil, ben her zaman kendi takımımın oyununu düşünürüm'' diye konuştu.

Terim, bugünün Babalar Günü olduğunu da hatırlatarak, ''Futbolcularım babalar gününde bana çok büyük bir hediye verdi. Tüm babaların Babalar Günü'nü kutluyorum'' dedi.

-MAÇIN OYUNCUSU SEÇİLEN NİHAT KAHVECİ-

Çek Cumhuriyeti maçında ''maçın oyuncusu'' seçilen Nihat Kahveci ise çeyrek finale yükseldikleri için çok mutlu olduğunu belirterek, ''2-0'a kadar bir şey yaptık dersek yanlış olur. İlk gol anahtardı. Bu golden sonra zor duruma düştüler. Daha sonra da rakibimizi tamamen çözdük. Duygularım inanılmaz, anlatılmaz, yaşanması gerekiyor. Başarmak çok güzel'' diye konuştu.

Karel Brückner: "Bu maçı unutmam için pek çok geceyi uykusuz geçireceğim.''-

Çek Cumhuriyeti Teknik Direktörü Karel Brückner ise basit bir maç oynamaya çalıştıklarını, ancak 2. ve 3. gollerde inanılmaz hatalar yaptıklarını ifade ederek şöyle konuştu: ''2-1 önde giderken son 4 dakikada 2 gol yememiz inanılmaz, Böyle hatalar yapıp, maçı kazanmayı bekleyemezsiniz. Basit bir maç oynamaya çalıştık, 2-0 öndeyken daha fazla gol atma şansı da yakalamamıza rağmen Türkiye'ye teslim olduk. Türklerin sıkı markajından kurtulmayı amaçladık. İlk yarıda da bunu başardık. Fakat maçın sonucunda gerçekler farklı oldu ve Türkiye kazandı. Kaybetmemiz inanılmaz. Her şey çok hızlı oldu, anlamakta güçlük çektik. Bu maçı unutmam için pek çok geceyi uykusuz geçireceğim.''

Türkiye Çeyrek Finalde-15/06/2008 Pazar

türkiye

2008 Avrupa Şampiyonası'nda Çeyrek Finaldeyiz... A Milli Takımımız, 2008 Avrupa Şampiyonası A Grubu'ndaki son maçında Çek Cumhuriyeti'ni 2-0 geriye düştüğü karşılaşmada 3-2 mağlup ederek adını çeyrek finale yazdırdı. İsviçre'nin Cenevre şehrindeki Stade de Geneve'de oynanan karşılaşmada Milli Takımımızın gollerini 75. dakikada Arda Turan, 87 ve 90. dakikalarda Nihat Kahveci kaydederken, Çek Cumhuriyeti'nin gollerini 34. dakikada Koller ve 62. dakikada Plasil attı. Karşılaşmanın uzatma dakikalarında hakem Peter Fröjdfeldt, Volkan Demirel'e kırmızı kart gösterince 3 oyuncu değişikliği yaptığımız için kaleyi Tuncay Şanlı korudu.
May 22

Seni Seviyorum

SeVDiğin kadaRdıR ömRÜn..
GüleBiLdiğiN kADar mutLUsuN...
ÜzÜLme biL ki ağlaDIĞın kadAr gülECeksiN..
SAkıN bitTi saNmA herŞEyi, ..
SeWdiğiN kaDar SEWİLECEKSİN... ..
GüneşİN doğuşUNdadıR DoğANın sanA weRDiği değeR ..
We karşINdakİNe değeR wErdiĞin kaDar iNsaNsın...
Bir güN yaLAn söLeyeCEKsen eğEr;..
BıraK karşINdaKi saNa güwENdiğİ kAdaR inaNSın...
Ay ışığıNDAdıR SewgiLİye duYUlaN haSRet,..
We sewgiliNE haSRet kAldıĞın kAdar oNa yakıNSıN....
UnutMA yağMUruN yağDIğı kaDAr ıslaKSıN...
GüNEşin seNi ısıtTIğı kaDAr sıcAk. ..
KendıNi yanLIz hissETtiğiN kadaR yanLIzsın..
We güçLü hissettiğİN KadaR güçLü...
KendıNi güzeL hissetTİĞin kadAR güzeLsiN... İşte buDur haYaT!..
İşte buDur yaşaMaK! ..
BuNu hatıRLadığıN kadaR yaşARsın ..
BuNU unutTUĞunda alDIğın heR neFEs kadAR üşürsÜN..
We KarşINdaKİni UNUTTUĞUN kaDar çabUk UNUTULURSUN.....
ÇiçeK sulanDIğı kaDAr güzeLDir,..
KuşlaR ötebİLdiği kaDAr seWİmli, ..
BebEK aĞLadığı kaDAR bebeKTir..
We herŞEYi öğreNDiğin kaDar biliRSin..
BuNUda öğRen, ..
SEWDİĞİN KADAR SEWİLİRSİN....
.................SeNi SeViYoRuM...........

Tutuldu Ellerim

 
Tutuldu ellerim tutuldu dillerim
Nedir bu ettiğin bana gözlerim
Bu aşkta gözyaşı dökebilmeden
Durabilecek misin söyle ey gözlerim
Geri dön bu yoldan ey deli gönlüm
Bu yolun sonunda sefil olmak var
Yasarken ölmektir aşkın böylesi
Ölmekten daha zor sürünmek var
Ne güç yeter ne dil seni anlatmaya
Ömrüm yetmez belki bir sen daha bulmaya
Yarınım seninle diyebilseydim
Seninle yaşayıp seninle ölseydim
Görseydin anlardın sevmek ne demek
Kaderi ta baştan çizebilseydin
 
Orhan GENCEBAY

TUZLU KAHVE

Kıza bir partide rastlamıştı.. Harika birşeydi. O gün peşinde o kadar
delikanlı vardı ki... Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti.
Kız parti boyu dikkatini çekmeyen oğlanın davetine şaşırdı ama tam bir
kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen köşedeki şirin kafeye oturdular.
Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuşamıyordu.
Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı...
“Ben artık gideyim” demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı.
“Bana biraz tuz getirir misiniz” dedi. “Kahveme koymak için.”
Yan masalardan bile şaşkın yüzler delikanlıya baktı. Kahveye tuz! Delikanlı
kıpkırmızı oldu utançtan ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye başladı.
Kız, merakla “Garip bir ağız tadınız var.” dedi.. Delikanlı anlattı: “Çocukken
deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım.
Denizin tuzlu suyunun tadı ağzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.
Bu tadı çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı
dilimde hissetsem, çocukluğumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu
ailemi hatırlıyorum... Annemle babam hala o deniz kenarında oturuyorlar.
Onları ve evimi öyle özlüyorum ki...”
Bunları söylerken gözleri nemlenmişti delikanlının... Kız dinlediklerinden
çok duygulanmıştı. İçini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar
özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmalıydı. Evini düşünen, evini
arayan, evini sakınan biri... Ev duyusu olan biri... Kız da konuşmaya
başladı. Onun da evi uzaklardaydı. Çocukluğu gibi...
O da ailesini anlattı. Çok şirin bir sohbet olmuştu... Tatlı ve sıcak.
Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel başlangıcı olmuştu tabii...
Buluşmaya devam ettiler ve her güzel öyküde olduğu gibi, prenses,
prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yaşadılar. Prenses
ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kaşık tuz koydu, hayat boyu...
Onun böyle sevdiğini biliyordu çünkü...
40 yıl sonra, adam dünyaya veda etti. “Ölümümden sonra aç” diye
bir mektup bırakmıştı sevgili karısına. Şöyle diyordu, satırlarında: “Sevgilim,
bir tanem. Lütfen beni affet. Bütün hayatımızı bir yalan üzerine kurduğum
için beni affet. Sana hayatımda bir tek kere yalan söyledim.. Tuzlu kahvede.
İlk buluştuğumuz günü hatırlıyor musun? Öyle heyecanlı ve gergindim ki,
şeker diyecekken 'Tuz' çıktı ağzımdan. Sen ve herkes bana bakarken,
değiştirmeye o kadar utandım ki, yalanla devam ettim. Bu yalanın bizim
ilişkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemişti. Sana gerçeği anlatmayı
defalarca düşündüm. Ama her defasında korkudan vazgeçtim.
Şimdi ölüyorum ve artık korkmam için hiçbir sebep yok...
İşte gerçek: Ben tuzlu kahve sevmem! O garip ve rezil bir tat.
Ama seni tanıdığım andan itibaren bu rezil kahveyi içtim.
Hem de zerre pişmanlık duymadan. Seninle olmak hayatımın
en büyük mutluluğu idi ve ben bu mutluluğu tuzlu kahveye borçluydum.
Dünyaya bir daha gelsem, herşeyi yeniden yaşamak, seni yeniden
tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim,
ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da...”
Yaşlı kadının gözyaşları mektubu sırılsıklam ıslattı. Lafı açıldığında
birgün biri, kadına “Tuzlu kahve nasıl bir şey?” diye soracak oldu..
Gözleri nemlendi kadının...
Çok tatlı!.. dedi...
May 02

Artık gidiyorum kendini koru...

Biliyor musun, vefasızsın.
Artık dayanamıyorum.
Gidiyorum.
Gün doğumumu, sabahımı alıp gidiyorum.
Daha çok yanacaksın.
Bil ki gidiyorum ve belki artık dönmeyeceğim.
Uyandığında emin ol beni bulamayacaksın.
Bir gül yaprağı üzerinde bir çiğ tanesi olmayacağım. Bardağında su…
Çayında şeker. Reçelinde vişne, turşunda biber…
Gidiyorum. Üstelik en çok sevdiğin şeylerimi de alıp gidiyorum:
Tabağında bıraktığın son lokmamı, musluğunda boşa akan suyumu, lambanda boşluğu aydınlatan ışığımı…
Benimdi bunlar. Şimdi bildin mi?
Sabah kahvaltında zeytin olmayacağım tabağında. Ya da bir maydanozun altında neşeyle sana gülümseyen beyaz peynir.
Bir ekmeğin içiyle bandığın kekikli zeytinyağı… Ya da yatmadan önce çocuğuna içirdiğin süt…
Artık dayanamıyorum. Vefasızsın. Gidiyorum.
Üstelik benim olan her şeyimi alarak, yanarak, kavrularak, ağlayarak, belki en çok ağlatarak. Gidiyorum.
Vazona çiçekler koyardın kesip bahçemden. İyi gelirdim renklerimle. Kokumla…
İyi gelirdim çam kokulu yada fındık sabunu…
Çok şey istedin evet. Hiçbir şey istemedim oysa ben.
Çok kirlettin beni. Çok ahımı aldın. Ah etmedimdi sana ama…
Ne çok araba…
Ne çok beton, ne çok orman yangını, ne çok yok!
Bir gün bakmadın yüzüme. Yalan mı?
Biliyor musun vefasızsın.
Kirlettiğin denizimi artık benden almazsın.
Çöp dağlarından kendine gelecek kuramazsın!
Plastik kefenlerle toprağın altında yatamazsın!
Artık dayanamıyorum.
Gidiyorum.
En çok kendimi götürüyorum giderken. Güneşimi, ayımı, yıldızlarımı… Hem korkma, sana fabrika bacalarını bırakacağım. Suskun petrol siyahını en çok: Evinde, odanda, içinde…
Sana bunları hiç anlatmadım mı? Bir gün giderim demedim mi? Kışım bahara, baharım yaza karışmadı mı? Durup durun en olmadık yerde yağmur yağmadım mı? Ağlamadım mı toprak toprak yarılıp ayaklarının altında?
Daha nasıl haber verirdim ki gideceğimi sana?
İnatla savaştın benimle. Evler yaptın en çok… Sel olduk yıkmadım mı; ağıt olmadım mı sana; sarmadım mı ayaklarının altındaki yeri zelzele olup, hiç anlamadın mı?
Kah içimi boşalttın, kah setler yaptın önüme.
Beni bedenin zannettin, hor kullandın. Tedavi olurum mu sence?
Kış olur muyum kış gibi? Yaz olur muyum söylesene yaz gibi?
Hani şiirler yazdırırdım ya sana sonbaharda? Nisan’da çiçek çiçek hanımeli, petunyalar bir yanda.
Masan oldum, penceren, kapın, dolabın, yatağın, çarşafın, havlun… Elini sildiğin kağıt…
En çok kendim oldum ben ama sen nerdesin?
Vefasızsın biliyor musun?
Artık gidiyorum.
Bana ait olan her şeyimi alarak gidiyorum üstelik.
Uykularından olacaksın. Gecelerinden. Çocuklarından. Kuruyacaksın yavaş yavaş yakıcı rüzgarımdan.
Beni ben olmaktan çıkardın ya. Sen de çıkacaksın sen olmaktan.
Sen her şeyi bilirdin ya?
Hadi şimdi bir çay kaşığı süt yap. Ya da bir parmak bal...
Hayır hayır, sen bırak bunları. Zor gelir belki, kıyamam sana. Bir damla su yap. Bir damlacık.
Üzerimde demir kanatlarla uçmak kolay... Tekerleklerin üzerinden gitmek bir yerimden bir yerime...
Bir damlacık su yap hadi. Beni utandır. Vefasızlığını yüzüne vurmayayım. Seni aklın tanrılaştırıldığı fiberoptik kablolarınla yalnız bırakmayayım.
Bir damla su, yap da tüm acılarıma rağmen seninle kalayım. Utanan bir dünya olarak ayaklarının altında sonsuza kadar, dönüp durayım!
                                                  Ali ULURASBA
    
March 24

ŞİİR

"O olmazsa yaşayamam."
demeyeceksin. Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
senin o'nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini...
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin..
. Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.
Ucundan tutarak...
Can YÜCEL
February 18

Güzel bir video izleyin!!!

 
 

Ask ve ölüm konulu güzel bir video izleyin!!!

 

Logomuz!!!

 

Bizimkisi bir ASK hikayesi!!!

 
Create Yours @ NackVision.com
Photo 1 of 8